Kimler yeni

  • ece
  • ABDULKADİR
  • Kadir Kaya
  • büşra
  • FLULFENIA

Nasıl Hesap Çeker ?

Biri, Hz. Ali Efendimize (r.a.) gelerek: "Ya Ali! Allah bu kadar insanı nasıl hesaba çeker?"
diye sorduğunda Hz. Ali'den şu cevap almış: "Nasıl rızıklandırıyorsa, öyle."

İkisini De Affeyle

Sahabilerden biri Hz. Ebu Bekir'in yanına gelip ona şöyle diyerek bir dua etmiş:
"Çok günahkârım, benim için dua eder misin?"
Hz. Ebu Bekir Efendimiz de şu şekilde bir dua etmiş:
"Yâ Rabbi, bir günahkâr bir diğerinden dua istiyor, ikisini de affeyle."

Allah Allah

Merhum Osman Yüksel Serdengeçti, milletvekili olduğu dönemde radyoda yaptiği konuşma esnasinda "Allah'ın, vatanın ve milletin yolundayız" dediği için tutuklanır. Hakim sorar:
-Bak, hakkında böyle bir suçlama var, ne diyorsun?
Serdengeçti'nin cevabi müthiştir:

Yalan Dünya

Kenan Rıfai, oturduğu köşe minderinden pencereye doğru baktıktan sonra, etrafındakilere:
-İşte size bir yalan... Falanca geçiyor! demiş. Odada bulunanlar, hemen ayağa kalkıp pencereden dışarı bakmışlar.
Kenan Rıfai, bunun üzerine gülümseyerek:
-Size, bir yalan dediğim halde yine eğilip baktınız! İşte dünya da böyledir!... Yalan olduğunu bile bile her cevrine (çilesine) katlanıyoruz!

Onurlu Olmak

Meşhur bir filozofa;
-Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz? diye sorulduğunda şöyle cevap verir:
-Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan demiş.

Allah'a Sığın

Keçecizade İzzet Molla, bir iftarda obur mu obur bir adamın yanına düşmüş. Adam elmasîye tatlısına kaşığını öyle bir daldırmış ki, koca bir tatlı parçası sıçrayıp İzzet Molla'nın önüne düşmüş. Nüktedan şair fırsatı kaçırır mı?
"Mübarek tatlı" demiş. "Şu oburun elinden bana değil, Allah'a sığın!"

Kime Okuttun ?

Rüzgar Gibi Geçti'nin yazarı Margaret Mitchell, romanı yayımlanıp büyük sükse yapıncaya kadar adı sanı duyulmamıs, sıradan bir ev kadınıymıs. Ama "Rüzgar Gibi Geçti" birden bire yazarını da üne kavuşturmuş. Margaret Mitchell’e uzaktan yakından kutlamalar yağmaya başlamış. Bu arada yazarın komşusu bir kadın, kıskançlık duygusuyla karışık takdir sunmuş:
— Kitabın tahminlerin tersinde güzel, kime yazdırdın?
Yazarın cevabı çok zekice olmuş:
— Beğendiğine sevindim, kime okuttun?

Anlayan Yok Ama

Dünyanın tanıdığı iki ünlü kişi olan Charlie Chaplin ile Albert Einstein sohbet ediyorlarmış. Bu sohbet sırasında Einstein ünlü yönetmene takdirlerini sunmuş:
— Bütün dünya sizin filmlerinizi anlıyor ve takdir ediyor. Mensup oldugu sanat dalını evrenselleştiren ender kişilerden birisiniz...
Charlie Chaplin:
— Haklısınız, demiş, bunlar iltifat değil gerçegin ifadesidir. Fakat sizin durumunuz daha enteresan. Sizi anlayabilen kimse yok. Buna rağmen tüm dünya sizi tanıyor ve size hayran...

Baytar

Bir toplantıda zamane gençlerinden biri Mehmet Akif Ersoy' u güya küçük düşürmeye çalışarak;
-Afedersiniz siz baytardınız değil mi?
M.Akif hic istifini bozmadan:
-Evet, bir yerin mi ağrıyordu?

Ne Zaman

Amerikalı iş adami Çinli' ye sormuş;
-Mezarlarina koydugunuz pirinçleri ölüleriniz ne zaman yiyecek?
Çinli gayet sakin ;
-Sizin ölüleriniz, koydugunuz çiçekleri kokladigi zaman.

Kulaklarinin büyüklüğü ile bilinen Galile'ye hasımlarindan biri;
-Kulaklariniz bir insan icin büyük degil mi? diye sormuş
Galile ise;
-Dogru demis benim kulaklarim bir insan icin buyuk ama seninkilerde bir e s e k icin fazla kucuk degil mi...

Yüzerek Geçsene

Necip Fazıl Kısakürek vapurla Karaköye gecerken yanina biri yaklaşıp;
-Üstad peygamberlere ne diye gerek duyuldu biz kendi yolumuzu bulabilirdik. demiş.
Necip Fazil okudugu kitaptan basini kaldırmadan:
-Ne diye vapura bindin ki yüzerek geçsene karsiya. "demiş.

İngiltere kralı George ile görüştüğü sırada, Gandhi'nin üzerinde her zamanki beyaz örtüsü vardır. Bir gazeteci sorar:
-Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak icin yeterli miydi?
Gandhi hic aldirmadan cevap verir:
-Kral ikimize yetecek kadar giyimliydi.

Uzun Konuşan

"Lafı uzatanlara ne yapmak lazim?" diye Farabiye sormuslar, şöyle demis..
"Uzun konusani kisa dinlemeli.."

Taşköprülüzâde Mehmed Kemâlüddin Efendi’nin “Târih-i Sâf” adındaki eserinin birinci cüzünün 1287 İstanbul tab’ının 57-58. sayfalarında Fatih Sultan Mehmed’in hazır cevaplığını gösteren çok hoş bir menkıbe nakledilir: Hem kıssa, hem hisse sayılabilecek olan bu tatlı menkıbeye göre İstanbul Fâtih Sultan Mehmet bir gün atına binip ava çıkarken, karşısına bir dilenci çıkar: Fatih de cebinden bir altın çıkarıp verir, bir altını az gören dilenci:
— Padişahım, ben senin kardeşin olduğum halde nasıl oluyor da sen bana tek bir altın verirsin? Şu hareketin insâfa sığar mı?

Zeki ve Nüktedan

Boğaziçi’nin yüksekçe bir yerinde oturan Râgıp Paşa, sıcak bir yaz günü evine giderken yorulup bir taşa oturmuş. Çok susamış olduğu için ötede oynayan çocukların birinden su istemiş. Sekiz dokuz yaşlarında bir çocuk (müstakbel Haşmet) paşaya büyücek bir kâsenin içinde turşu suyu getirmiş. Paşa içtikten sonra; "Oğlum, ben senden su istemiştim. Neden turşu suyu getirdin". Çocuk da cevaben: "Annemin yaptığı lahana turşusuna sıçan düştü de gelene geçene dağıtıyoruz." deyince paşa öfke ile kâseyi yere vurup kırmış. Çocuk ağlamaya başlamış.

Selamdaki İncelik

Muzaffer Ozak Hocanın sahaflar çarşısındaki dükkanına giren bir genç:
- Selâmunaleyküm babalık... diye selâm verince, hazret selâmı alır:
Aleykümselâm kurukalabalık...

Sultan IV. Murat Han Bağdat seferi sırasında kurduğu divanda müzakereler devam ediyordu. Herkes düşüncesini söylemekte iken o sırada dışarıda ahırların birindeki eşekler de anırmaya başlamış. Bunu üzerine padişah şöyle konuşmuş:
"Hep bir ağızdan konuşmayın, zira dışarıda zırlayan ile içeride zırlayanlanı fark edemiyoruz.

Takacak Ziynet

Yavuz Sultan Selim devlet harcamalarında olduğu gibi şahsi harcamalarında da sadeliği ön planda tutardı. Lüks ve israfa kaçan süslü elbiseleri giymeyi sevmezdi.Süslü elbiselerin kadınlara yakıştığını düşünür ve erkeklerin böyle giyinmelerini de doğru bulmazdı.Günün birinde oğlu Şehzade Süleyman , pek süslü ve parlak elbiseler giyinmiş ve pahalı mücevherleri takınmış olduğu halde huzuruna çıktı
Oğlunun bu süslü giyimini gören Padişah, şöyle dedi
Sen böyle giyinirsen anan ne giyinsin Süleyman? Anana takacak ziynet bırakmamışsın."

Camsız Gözlük

Sultan Mahmut Han, İzzet Molla'ya camsız bir gözlük hediye etti. Molla, gözlüğü gözüne taktı, Edirne kapısına doğru bakarak:
"Hüvel Hallâkul Bakî" diye okumaya başladı. Padişah:
"Efendi Maşallah pek uzakları görüyorsun" deyince,
Molla:
- "Padişahım camları olsaydı Lehv-i Mahfuzu okurdum" dedi.

Sayfalar

You are here

nükteler

Subscribe to RSS - nükteler