Kimler yeni

  • ece
  • ABDULKADİR
  • Kadir Kaya
  • büşra
  • FLULFENIA

Zaman

Bir toplantı sırasında, o yörenin en bilge kişisine ” Zaman nedir?” diye sorduklarında, ondan şu cevabı alırlar:
- Şimdi Zamanı anlatacak kadar Zamanım yok.

Çekirdekleriyle

Mizaha ve nükteye eğilimi olan bir zat, teklifsiz bir misafîriyle hurma yerken, çekirdeklerini yavaşça misafirin önüne koyar. Hurmalar yenilip bitirildikten sonra misafire:
-Amma da oburmuşsun ha! Şu önündeki çekirdeklere bak! Ne kadar çok yemişsin " der. Misafir ise şu cevabı verir:
-Efendim! Hurmaları çekirdekleriyle birlikte yediğinize göre sizin benden daha obur olmanız gerekiyor. Baksanıza önünüz de hiç çekirdek yok!

Başlar ve Kafalar

Sultan III. Selim devrinde dürüstlüğüyle bilinen fakir bir âlimi kadı tayin etmek isterler. Paşalardan biri onu görünce:
- Böyle ayağına giyecek ayakkabısı bile olmayan adam nasıl kadı tayin edilir, deyince şu cevabı alır:
- Biz hükümlerimizi ayağımızla değil kafamızla veririz.

Anneye İtaat

Veysel Karani, aşkı Resulullah ile yanıp tutuşmuştur. Tek emeli, biricik gayesi Resulullah'ın mübarek cemalini görmekti. Bu aşk ile günler gelip geçiyordu.
bir gün annesine:
-Anneciğim! Eğer müsaade edersen gidip sevgili Peygamberimizin mübarek yüzünü göreyim. Gidip Medine'de ziyaret edeyim, dedi.
Veysel Karani'nin anası uzun uzun düşündü.
Sonra:
-Bir şartla izin veririm. Resulullah'ı hane-i saadetlerinde (mübarek evinde) ziyaret edeceksin. Başka yerde değil, dedi.

Gerçek Olsaydı

Mevlâna, Şems-i Tebrizi'den ayrıldığı zaman inanılmaz acılar çeker ve ondan haber getirenlere hediyeler verir.
Bir gün sarhoş der ki: Şemsi-i Tebrizi'yi Bağdat'ta gördüm.
Mevlana sırtındaki kaftanı çıkarır ve ona hediye eder.
Yanındakiler gelirler:
"Aman efendim, ne yaptınız? O, sarhoşun tekidir. Onun Şems-i Tebrizi'yi görmesi imkansız. Bütün gün ayyaş ayyaş dolaşır. Yalan söylüyor."
Mevlâna tebessüm ederek;
"Biliyorum " der.
"Onun, bırakın görmeyi, Bağdat'a gidemeyeceğini bile biliyorum. Ben o kaftanı onun yalanına verdim.

Boş İşler

Kanuni Sultan Süleyman düğünlerde yetenekli kişilerin gösteri yapmasını çok severmiş. Yine bir gün, bir düğünde İstanbul’a Osmanlı ülkesindeki bütün canbazlar, madrabazlar, ateş üfleyenler vesaire vesaire hepsi doluşmuşlar. Kanuni gösterileri zevk ile izlemiş. Birinciye de ihsanlarda bulunacakmış.
Bir adam varmış, dikiş iğnesini 5 metre uzağa koyuyor, dikiş ipini 5 metre uzaktan atıp iğnenin deliğinden geçiriyormuş. Kanuni bunu görünce hayretler içerisinde kalmış:

Elma

Yavuz Sultan Selim Han,Mercidabık Seferi için hazırlık yapılmasını emir buyurmuş.Ordu kısa sürede hazırlanmış ve yola çıkılmış.Uzunca bir yol katedildikten sonra ordu dinlemeye çekilmiş.Dinlenilecek yerde ise her yer elma ağaçları ile dolu imiş.Ordu burada bir müddet dinlendikten sonra tekrar yola koyulur.Bir sonraki dinlenme yerine vardıklarında Yavuz Sultan Selim Han vezirini yanına çağırır ve şöyle der:Canım çok elma istedi erlere bir sor bakalım elma varsa versinler der.Vezir dışarı çıkar ve çadır çadır gezmeye başlar ama hiçbirinde elma yoktur.Vezir Yavuz'un huzuruna gelir ve''Efendim

Dünyayı Alırım

Fatih Edirne'de bir gün kıyafetini değiştirip çarşıda gezmeye başlamış. Bir ara bir bakkala
uğrayıp yağ istemiş. Yağı aldıktan sonra da bal istemiş. İstemiş istemesine ya bakkal balı
vermeyip şöyle demiş:
"Bal var yalnız onu da şu bakkaldan alın efendim."
Padişah şaşkınlık içerisinde şu soruyu sormuş:
"Niye sen vermiyorsun?"
Bakkal sen şekilde cevaplandırmış Fatih'in sorusunu:
"Yalnızca ben kazanırsam öteki bakkallar açlıktan ölürler. Onların da çoçukları var

At Nalı

Kadıköy Camiinde vaaz vermekte olan Osman Demirci Hoca'ya:
- Hocam, diye sormuşlar. At nalını evimizin kapısına asarsak uğur getirir mi?
Demirci Hoca:
- Zannetmiyorum, diye cevap vermiş. O nallardan her atta dört tane var ama, bütün gün kamçı yiyip duruyorlar.

Yemin

Koca Râgıp Paşa bütün vezirleri, ricali, maiyetindekileri çağırarak rüşvet almadıklarına dair yemin teklif etmiş. Herkes yemin etmiş; yalnız Haşmet sesini çıkarmamış. Paşa niçin yemin etmediğini sorunca Haşmet: "Paşam, beş dakika bekle. Bunlar çatlamazsa ben yemin ederim." demiş.

Mezartaşı

Behlül Dânâ ya biri sorar:
- Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım?
Behlül Dânâ şu cevabı verir:
- Şunu yazdır: "Dün altında olan çimenler bugün üstünde yeşerdi. Ey yolcu
anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örter."

Kabristan

Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara şu cevabı vermiş:
- İki sebebi var. Anlattıklarıma itiraz etmiyorlar ve arkamdan gıybetimi yapmıyorlar.

Abdülaziz Bekkine Hazretleri, bir gün bir yakınına şöyle der:
- Oğlum, bu dünyaya kiracı gibi yerleş. Ev sahibi gibi yerleşirsen, gitmesi zor olur.

Bakış Farkı

Adamın biri, Muhammed Bin Vâsi nin bacağındaki yarayı görüp, "Sana acıyorum"
dediğinde, ondan şu cevabı almış:
- Ben, aynı yaranın gözümde çıkmadığına şükrediyorum.

Akıl

İmam-ı Azam hazretleri, üzerine doğru gelmekte olan bir hayvana yol vererek
kenara çekildiğinde, yanındakiler neden böyle yaptığını sormuşlar.
Hazret, düşünmeden cevap vermiş
-Onun boynuzları var, benim ise aklım.

Kafa Kağıdı

Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir gün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan Necip Fazıl salondakilere dönerek:
"- Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın" der.

Hayvanlar Oruç Tutmaz

Nazım Hikmet ve Necip Fazıl Ramazan ayında arabayla gidiyorlarmış.
Tabi Necip Fazıl oruç ama Nazım Hikmet değil.
Nazım Hikmet Necip Fazıl ile dalga geçmek için yolun kenarındaki zayıf bir ineği işaret ederek Necip Fazıl'a demiş ki:
-'Şunun haline bak, oruç tutmaktan ne hale gelmiş'?
Tabii Üstad altta kalır mı, hemen cevabı yapıştırmış:
-'Nazım sen bilmiyor musun, hayvanlar oruç tutmaz.

Asgari Kafa

Üstad Necip Fazıl, bir yerde heyecanlı bir konferans vermektedir. Toplantının sonunda yanına yaklaşan Cumhuriyet gazetesi muhabiri, tahrik edici bir soru sorar:
"Siz İsmet İnönü'ye komünist diyormuşsunuz, doğru mu?"
Necip Fazıl'ın cevabına bakın:
"Ne münasebet. Ben ona komünist diyemem. Çünkü bir komünistte bile asgari kafa çilesi olur. Ben İnönü'de o kafayı göremiyorum."

Hayatı Seyretmek

Yazar Kazancakis, bir ihtiyara "neye bakıyorsun?" diye sorduğunda, ihtiyar adam gözlerini akan sudan ayırmadan şu cevabı verir:
- Hayatıma oğlum, akıp giden hayatıma.

Dünyanın Yüzü

Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir adam, halk şairi Seyrani’ ye:
-Bende dünyayı görecek göz mü kaldı? diye şikayette bulununca, söz eri Seyrani:
-Hiç üzülme dostum demiş. Zaten dünyaya da bakılacak surat kalmadı.

Dırlar

Prof. Ahmet Ateş Bey, hanımının şerrinden tatil günlerinde dahi fakültedeki odasında çalışmaya mecbur kalırmış. Bir tatil gününde öğrencileri onu aramak için evinin kapısını çalmışlar. Karşılarına hanımı çıkmış. Öğrencilerden birisi kibarca sormuş:
- Ahmed Ateş Bey burada mıdırlar? Cevap:
- Haddine mi burada dırlasın; gider fakültede DIRlar.

Genç şâirlerden biri yazdığı bütün şiirlerini Yahya Kemal'e okur, sonra büyük bir merakla sorar:
—Üstadım, içlerinden hangilerini beğendiniz? Yahya Kemal şöyle cevap verir:
—Henüz yazmadıklarınızı!

Nefes

Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:
- Buyrun beyim ne alırsınız?
Yahya Kemal tebessümle:
- Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.

Cimri

Meşhur Cimri Paşa, atlarının arpa yemesi gerektiğini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde "Lâ havle" çekermiş.
Bir gün atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş.
- Atlarıma ne oldu?
Seyis, cevabı yapıştırmış:
- Ne olacak efendim, "Lâ havle" yiye yiye "Ve lâ kuvvete" oldular.

Karınca

Kanuni Sultan Süleyman, Şeyhülislam Ebüssuud Efendi’den, manzum bir beyitle,Topkapı Sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin dinen mümkün olup olmadığını sormuş. Beyit şöyle:
Dırahta ger ziyan etse karınca
Günah var mıdır ânı kırınca?
Şairliği de bulunan Ebüssuud Efendi,manzum soruya manzum bir cevap vermiş:
Yarın Hakkın divanına varınca,
Süleyman’dan hakkın alır karınca.

65 Yıl

Bir gazeteci yaşlı çifte şöyle sordu :
65 yıl nasıl bir yastığa baş koydunuz?
Yaşlı kadın şöyle cevap verdi;
“Bizler yırtık elbiselerin yamandığı, söküklerin dikildiği, kırıkların tamir edildiği bir zamanda doğduk, kullanılıp atıldığı ve yerine yenisinin alındığı bir zamanda değil...”

Einstein ve Şoför

Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile
gidermiş. Yine bir konferansa
gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü
Einstein'a;
...
"Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken
ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum" demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş:
"Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç
tanımıyorlar. O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş,ben de arka sırada seni dinlerim."

Adama Göre Adam

İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde,
elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış.
Kral, bunları görünce dayanamayıp:
- Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı? diye sorunca, İncili
Çavuş:
- Osmanlılar, adama göre adam gönderirler, cevabını vermiş. Beni de
sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.

Açlık

Fatih, hocası Akşemseddin'e sorar:- İnsan açlığa ne kadar dayanabilir?
Akşemsettin cevap verir:
- Ölünceye kadar

Aldığımız Fiyatat

Keçecizâde'nin Rusya'da bulunduğu sıralarda Rus Çarı, Keçecizâde Fuad
Paşa'ya takılır:
- Paşa şu Girit'i satsanız!
- Hay hay, satalım ekselans
- Kaça satarsınız?
- Aldığımız fiyata
Girit'in yirmi seneyi aşkın bir zamanda ve binlerce şehitle alındığını
bilen Çar sararır.

Sayfalar

You are here

nükteler

Subscribe to RSS - nükteler